İstanbul’un gözde semtlerinden Etiler, son yıllarda artan yapılaşma baskısıyla yeniden gündemde. Şehrin en değerli bölgelerinden biri olan Toprakkale Sokak’ta uzun süredir yaşayan sakinler, dönüşüm adı altında dayatılan bir projeyle karşı karşıya. Yapı ruhsatı, izin süreçleri ve kentsel dönüşüm politikaları ile halkın barınma hakkı arasında bir gerilim hattı oluşmuş durumda.
İddialara göre özel bir şirket, sokaktaki apartmanların bazı dairelerini satın alarak binaları yapı denetimine sokuyor. Ardından teknik raporlar üzerinden binaların riskli yapı statüsüne alınması sağlanıyor. Bu adımlar, bina yıkımı için zemin hazırlarken, mahalle sakinleri sürece müdahil olmadan evlerinden tahliye edilme tehlikesiyle karşılaşıyor. Bu noktada süreç şeffaflık ve yerel katılım açısından ciddi sorular barındırıyor.
Yapı denetimi elbette önemli; depreme dayanıklı, güvenli konutlar hepimizin hakkı. Ancak bu tür uygulamaların ticari amaçlarla kötüye kullanılması, halkın yaşam alanlarına bir tür müdahale halini alabiliyor. Kentsel dönüşüm, yalnızca bina yenilemeyi değil, sosyal dokuyu da gözetmeyi gerektirir. Proje sahibi firmanın önceliği mahalleliyi sürece dahil etmek ve gerçek ihtiyaçlar temelinde hareket etmek olmalıdır.
Oysa burada tanık olduğumuz şey, ‘önce bina alın, sonra riskli yap ilan et’ taktiğiyle başlayan bir dönüşüm değil, adeta bir tahliye planı gibi. Mahalledeki yurttaşlar, karar mekanizmalarının dışında bırakıldıkça güven azalıyor, projeye duyulan tepki ise artıyor. Bu nedenle, kentsel gelişim hedeflerinin halkın rızasına dayanmaması durumunda sürdürülebilirlik kazanması neredeyse imkânsız hale geliyor.
Sonuç olarak, Etiler’de yaşanan bu süreç bize kentsel dönüşümün sadece fiziki değil, aynı zamanda etik bir mesele olduğunu hatırlatıyor. Güçlü bir şehircilik politikası, halkla birlikte plan yapılmasını, şeffaf süreçleri ve uzun vadeli toplumsal faydayı esas almalı. Aksi takdirde, kentlerimiz ‘proje’siz’ ama bolca baskıyla şekillenir hale gelir — ve bu da kimsenin istemeyeceği bir gelecek olur.

Leave a Reply